Uluslararası Antalya Altın Portakal Festivali’nde Ulusal Yarışma Gecesi: Kesilmiş Bir Ağaç Gibi ve Noir Üzerinden Aile, Sınıf ve Vicdan Üzerine Söylem

Uluslararası Antalya Altın Portakal Festivali’nde Ulusal Yarışma Gecesi: Kesilmiş Bir Ağaç Gibi ve Noir Üzerinden Aile, Sınıf ve Vicdan Üzerine Söylem

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın iki dikkat çekici yapımı olan Kesilmiş Bir Ağaç Gibi ve Noir, bugün Altın Portakal kapsamında izleyiciyle buluşan filmlerdi. Yönetmen Tunç Davut’un yönettiği Kesilmiş Bir Ağaç Gibi, orta sınıfın çökmekte olan ailesini merkeze alan bir anlatımla seyirciyle buluşurken, Noir ise Ragıp Ergün’ün özgün bakış açısıyla kadına yönelik şiddet ve toprağa dair derin bir sorgulama sunuyor.

Kesilmiş Bir Ağaç Gibi’nin gösterimi sonrası yapılan söyleşide yönetmen Tunç Davut, yapımcı Sinem Altındağ ve ortak yapımcı Can Yılmazer ile oyuncular Feyyaz Duman, Selen Kurtaran ve Dilan Düzgüner gibi isimler sahnedeydi. Refik adlı emekli mühendis ve onun içinde bulunduğu karmaşa; Suriyeli göçmen Nesrin ve çocuklarına yönelik duygusal bağlar üzerinden ilerliyor. Nesrin’in çocukları için para gönderdiğini öğrenen ailenin kırılma noktası, Nesrin’in de ortadan kaybolmasıyla tetikleniyor. Davut, Haberde gördüğü bir intihar olayını temel alarak filmin odak noktasını “aile ilişkileri, ötekileşme, toplumsal yapı ve vicdan” olarak özetledi ve böylece öykünün sınıf çatışmalarını da sahnede yansıtmayı hedeflediğini ifade etti.

Oyuncu Feyyaz Yıldırım ise Altın Portakal’da daha önce karşılaştıkları ekip ile yaptıkları çalışma sürecinden bahsetti: “Tunç hoca bizi sahnede yönlendirdi ama neticede hikâyenin bir parçasıydık ve doğaçlama da ekledik; elbette yönetmenin belirlediği sınırlar vardı.”

Diğer yandan Noir adlı yapım, yönetmen Ragıp Ergün’ün sanata ve kadın cinayetlerine dair özgün bir söylemi yansıtıyor. İstanbul’dan uzak bir adaya yerleşip veda filmini çekmeyi hedefleyen bir yönetmenin, cenazede karşılaştığı genç bir kızın ölümü üzerinden başlayan ve beklenmedik bir linç girişimine dönüşen olay örgüsü, film gösterimi sonrası yapılan söyleşide Ergün’ün sözleriyle açığa çıktı. Ergün, “Sanatın zamana damga vurması gerekir” diyerek, sinema ile entertainment arasında tercih yapma tavrını ortaya koydu ve bu tercihte ikinci yolu seçtiğini belirtti.

Oyunculardan Cansel Elçin, filmin “kendi dilinin” olması gerektiğini vurguladı ve yönetmenin vizyonunun çekim sürecindeki yönlendirici olduğunu belirtti. Nazan Bayazıt ise oyuncunun özgür çalışmasının önemine dikkat çekerek, karakterleri giymenin sahnedeki deneyimini paylaştı. Bayazıt için özellikle anne figürünü oynamak kolay, fakat evladın kaybını canlandırmak zorlayıcı oldu.

Her iki film de toplumsal konuları kendi sinemasal dilleriyle işleyerek, izleyiciye aile, şiddet ve sınıfsal dinamikler üzerinden düşündürmeyi hedefliyor. festival atmosferinde gerçekleşen bu söyleşiler, Altın Portakal’ın yalnız bir yarışma töreni olmaktan çıkarak sinemanın toplumsal yankılarını da sahneleyen bir platforma dönüştüğünü gösteriyor.

Tepki Ver
Haber Merkezi Yönetici Tüm Yazılar

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

20275 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir