2. Yeni Medya ve Aile Çalıştayı: Aile, Dijital Çağın İçinde Dengeli Bir Yol Haritası Arıyor
Üsküdar Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, AI Labs ve Üsküdar Üniversitesi İnsan Odaklı İletişim Uygulama ve Araştırma Merkezi (İLİMER) iş birliğiyle düzenlenen bu çalıştay, Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda gerçekleşti. Günümüzün en kritik meselelerinden biri haline gelen yeni medya teknolojilerinin aile yapısına etkilerini bilimsel bir çerçevede tartışmak amacıyla yoğun ilgi gördü.
Etkinliğin açılışında Dekan Gül Esra Atalay, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Nazife Güngör, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Cüneyt Erenoğlu ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Nevzat Tarhan söz aldı. Tarhan, “Şu anda Türkiye’deki aile kurumu engelli” benzetmesini yaparak dijital dönüşümün aile içindeki kültürel aktarımı nasıl etkilediğini ortaya koydu. Ayrıca “Bir toplumun en güçlü yeri evin içi olmalı” mesajıyla ailenin merkezi rolünü vurguladı.
Tarhan, dijital çağın kültür aktarımında aileden çok medya ve küresel iletişim araçlarının etkili olduğunu belirtti. Bu süreçte medyanın küresel ölçekte bir yeni medeniyet inşasına yol açtığını ifade eden konuşmacı, tek ebeveynli aileler ve evlilik dışı doğum oranlarına değindi. Türkiye’de evlilik dışı doğum oranının 2,9 olarak görüldüğünü, Fransa, İsveç, Norveç ve İzlanda gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde ise bu oranın yüksek seviyelerde olduğunu paylaştı. “İntihar vakaları 2000 ile 2025 arasında yüzde 734 artmış” değerlendirmesiyle, gençler ve çocuklar üzerinde dijitalleşmenin ruh sağlığına yönelik olası etkilerini gündeme taşıdı.
Tarhan, dijital dünyanın hız baskısının yetişkinler ve gençlerde sabır ve odaklanma süresini azalttığını, “ekrandan ekrana” iletişimin yüz yüze iletişimin yerini almakta olduğuna dikkat çekti. Ayrıca bireyselleşmenin artmasıyla beraber toplumsal dayanışmanın ve empati kapasitesinin zayıflayabildiğini belirtti. Dijital sadakatsizlik ve evlerin açık kapı konumundaki tabletler gibi riskleri, çocukların dijital dünyaya sınırsız erişiminin beraberinde getirdiğini vurguladı.
Prof. Tarhan, dijital çağın beyin gelişimi üzerindeki etkilerini ele alarak, “duygusal ton taşımayan dijital iletişim” ile sosyal becerilerin ve duygusal gelişimin zayıflayabildiğini söyledi. Avrupa’daki sınırlamalardan örnekler verirken, Türkiye için de ekran kullanımına yönelik sınırlama önerilerini hatırlattı: Haftada 21 saatten fazla olmaması veya günlük üç saat gibi uygulamalar şeklinde bazı öneriler bulunuyor. Ayrıca yapay zekânın doğru kullanımıyla büyük faydalar elde edilebileceğini vurguladı.
“Günümüzde yeni medya hızlı değişen bir alan” diyen Erenoğlu, ÇOMÜ’nün bu alanda araştırmaları ve eğitim çalışmalarıyla gençlerin medya okuryazarlığı, dijital etik ve güvenli iletişim konularında bilinçlendirilmesini hedeflediğini söyledi. Nazife Güngör ise “Aileyi yeniden masaya yatırıp değerlendirmemiz gerekiyor” sözleriyle dijitalleşmenin aile yapısına etkilerini yeniden ele almamız gerektiğini ifade etti. Ailenin reel ve sanal dünyanın kesişiminde nasıl şekillendiğini incelemek, toplumsal sağlığımız için kritik bir husus olarak öne çıktı.
ÇOMÜ İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Deniz Yengin, 2019’daki ilk çalıştaydan bu yana Türkiye’de dijital medya bölümlerinin sayısının artışını işaret ederek, nitelikli dijital iletişimci yetiştirmenin gerekliliğini vurguladı. Çocukların dijital bağımlılığının ekran bağımlılığına dönüştüğünü, gençlerin sabırlarını yitirdiğini ve aile içi iletişimin bu süreçten olumsuz etkilendiğini paylaştı. Ayrıca yapay zekâ kullanımına dair dikkat çekici uyarılarda bulundu.
Programın sonunda katılımcılar toplu fotoğrafla anılarını kaydetti. Gün boyunca süren oturumlar, eşler arası iletişimden çocuk-ebeveyn ilişkisine, yapay zekâ destekli medya kültüründen aile değerlerine kadar geniş bir yelpazede yeni medya ve ailenin kesişimindeki fırsatları ve riskleri masaya yatırdı. Çalıştayın sonuç bildirgesinin kısa süre içinde kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor.