Gelecek Nesiller İçin Göç Dinamikleri: Beyin Göçü, Kadın Göçü ve İklim Etkileri Üzerinden Türkiye’nin Rolü
Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve İnsan Hakları Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (İHAMER) Müdürü Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, 18 Aralık Dünya Göçmenler Günü vesilesiyle küresel göçün yeni yönlerini masaya yatırdı. Görünen sayıların ötesinde; dünya genelinde Uluslararası Göç Örgütü verileri, toplamda 281 milyon uluslararası göçmenin olduğunu gösteriyor. Uzun vadede dünya nüfusunun yaklaşık %4’ünün göçmenlerden oluşması beklenirken, göçmen işçi sayısının 165 milyonun üzerinde olduğuna dikkat çekildi.
Türkiye’nin bu süreçte alıcı, gönderici ve transit ülke olarak kritik bir konumda olduğuna vurgu yapan Süleymanlı, göçün artık yalnızca ekonomik nedenlerle sınırlı kalmadığını ifade etti. Silahlı çatışmalar, iç savaşlar ve bölgesel istikrarsızlıklar, milyonlarca insanı göçe zorlayan temel etkenler arasına girmiştir. ABD ve Avrupa’nın güvenlik odaklı politikaları sürse de mevcut demografik ihtiyaçlar, göçmen kabulünü orta ve uzun vadede sürdürmeyi gerektiriyor. Bu süreç, beyin göçü, kadınsallaşma ve iklim krizi gibi dinamiklerle şekillenerek göçmenlerin yaşamlarını derinden etkiliyor.
Beyin göçü konusuna değinen Süleymanlı, nitelikli iş gücünü çekebilmek için pek çok ülkenin özel programlar sunduğunu, buna karşın gelişmekte olan ülkelerin genç ve eğitimli nüfusu kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Avrupa ile Kuzey Amerika’daki yaşlı nüfus ve azalan doğurganlık oranlarının nitelikli göçmen ihtiyacını artırdığına dikkat çekti. Türkiye’nin ise genç beyinlerini yurtdışına gönderen bir konumun yanı sıra, farklı kültürlerden göç alan bir ülke olduğuna işaret eden Süleymanlı, burada nitelikli istihdam ve akademik özgürlük arayışlarının beyin göçünü dengeleyici etkisi olabileceğini ifade etti.
Kadın göçünün artışı konusuna da değinen profesör, 2023 itibarıyla dünya genelinde kadın göçmenlerin oranının yaklaşık %48 olduğunu ve 2025’e doğru %50’ye yaklaşmasının beklediğini söyledi. Kadınlar çoğunlukla bakım, hizmet ve ev içi emek alanlarında istihdam edilirken, eğitimli kadınlar sağlık ve eğitim sektörlerinde belirgin roller üstlenmektedir. Avrupa’da bakım ve sağlık sektörlerindeki işgücü açığı, kadın göçmen emeğine olan ihtiyacı daha görünür kılıyor. Türkiye’deki Suriye kaynaklı kadın mültecilerin artışı da bu süreci doğrudan etkiliyor; savaş ve şiddetten kaçan kadınlar sadece ekonomik değil, güvenlik arayışıyla da göç ediyorlar. Bu durum, kadın göçmenlerin korunması ve sosyal hayata katılımının önemini daha da artırmaktadır.
İklim krizi ve zorunlu göç ise göçün itici güçleri arasındaki yerini güçlendiriyor. Kuraklık, seller ve aşırı hava olayları nedeniyle milyonlarca insan yaşadıkları coğrafyayı terk etmek zorunda kalıyor. Birleşmiş Milletler’in tahminine göre 2025 itibarıyla iklim kaynaklı yerinden edilmelerin 100 milyona ulaşması mümkün. İklim krizi, çatışmalarla birleştiğinde göçü kaçınılmaz kılıyor ve kırılgan bölgelerde mülteci hareketlerini hızlandırıyor. Türkiye, coğrafi konumu gereği bu baskıyı en yoğun hisseden ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
Dijitalleşmenin iki hayat arasındaki etkisi göçün niteliğini değiştiren bir başka boyut. İnternet ve sosyal medya, göçmenlerin aynı anda birden çok ülke ile iletişim kurmasını sağlarken, yerel entegrasyonu zorlaştırabilir. Dijital platformlar iş bulma süreçlerini hızlandırsa da sosyal izolasyonu ve kentsel kültürlerden kopmayı da tetikleyebiliyor. Ancak dil öğrenme ve iş arama süreçlerinde sunulan kolaylıklar, göçmenlerin adaptasyonunu da hızlandırıyor.
Toplumsal dönüşüm olarak göç perspektifi, Türkiye’nin tarihsel olarak göç yollarının kesişim noktası olmasından hareketle büyük önem taşıyor. Suriye başta olmak üzere bölgesel çatışmalar ve güvenlik krizleri Türkiye’yi dünyanın en çok mülteci barındıran ülkelerinden biri haline getirdi. Göç politikalarının gönüllü geri dönüş, güvenli entegrasyon ve insan hakları temelli yaklaşım çerçevesinde şekillendirilmesi gerektiğini vurgulayan Süleymanlı, göçmenlerin yalnızca korunması gereken bir grup olmadığını, doğru politikalarla toplumsal ve ekonomik katkı sunabilecek aktörler olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin bu süreci kriz yönetimi yerine toplumsal dönüşüm ve birlikte yaşam perspektifiyle ele alması gerektiği üzerinde durdu.
Küresel göç yeni bir çağ başlığı altında toparlanan değerlendirmede, göçmen sayısının artmasıyla birlikte entegrasyon, ekonomik katkılar ve insan hakları konularının daha kritik hale geldiğini belirtti. Beyin göçü, iklim göçü ve kadın göçü gibi dinamiklerin geleceğin ana göç kavramları olduğunu ifade eden Süleymanlı, göçmenlerin insancıl ve verimli entegrasyonu için her iki taraf için de faydalı politikaların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin bu süreçte alıcı ve verici rolünü güçlendirecek uzun vadeli stratejilerle yaklaşmasının önemini yineledi. Göç artık sadece ekonomik hareketlilik değil; insan hakları, sosyal uyum ve toplumsal kalkınma ile doğrudan ilişkili bir süreçtir.
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı