Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, son dönemde okullarda görülen şiddet olaylarındaki artışı ve bunun altında yatan dinamikleri değerlendirdi. Türkiye’de de bu tür vakaların artış gösterebileceğine dikkat çeken uzman, özellikle ergenlik döneminin bu davranışlar için kritik bir döneme denk geldiğini belirtti.
Ergenlik, gençlerin duygusal dalgalanmalarla ve kimlik gelişimiyle karşı karşıya olduğu bir süreçtir. Bu dönemde öfke kontrolü, akran baskısı ve kendini kanıtlama isteği gibi faktörler, şiddet davranışlarını tetikleyebilir. Şiddetin hangi okul türüne ait olduğuna bakmaksızın, riskli çevreler, zayıf okul aidiyeti ve destek mekanizmalarının eksik olduğu ortamlarda bu tür olaylar daha sık doğabilir.
Ergen beyninin olgunlaşma süreci hakkında konuşan uzman, ergen beyninin karar verme süreçlerinden sorumlu bölgelerinin hâlâ gelişmekte olduğunu vurguluyor. Planlama ve dürtü kontrolü, genç yaşlarda tam kapasiteyle çalışmıyor; bu da kriz anlarında ani ve düşünmeden hareket etme riskini artırıyor. Duygusal tepkiler de yoğun, bu nedenle uygun destek ve yönlendirme olmadan riskli davranışlar ortaya çıkabiliyor.
Olumlu okul iklimi şiddeti azaltıyor – araştırmalar, öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri ve okula aidiyet duygusu geliştirdikleri ortamlarda şiddet davranışlarının belirgin şekilde düştüğünü gösteriyor. Okul iklimi, güvenli ilişkiler, kriz yönetimi ve destek hizmetlerinin etkinliğiyle yakından ilişkili. Rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, şiddeti önlemede kritik bir rol oynuyor; ancak çoğu okulda psikolojik danışman sayısı ve destek kapasitesi yetersiz kalabiliyor.
Aile içi iletişimin rolü – şiddetin aileden gelen iletişim dinamikleriyle yakından bağlantılı olduğuna dikkat çeken Gülaldı, evde şiddet deneyimi yaşayan çocukların şiddete yönelme riskinin arttığını belirtti. Açık ve duyguların dinlendiği iletişim ortamları, çocukların sosyal becerilerini güçlendirir ve davranışsal sorunları azaltır. Aile desteğinin eksik olduğu durumlarda ise çatışmalar, çocukların şiddeti problem çözme yöntemi olarak benimsemesine yol açabilir.
PISA verileri ve toplumsal etkiler – gençler yalnızlık, dışlanma ve kutuplaşma gibi iletişim sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de öğrencilerin, OECD ortalamasına göre okullarda daha çok yabancılaştığı ve yalnız hissettiği görülüyor. Bu durum, okul içi ilişkileri ve psikolojik iyi oluşu derinden etkiliyor.
Siber zorbalık ve fiziksel şiddet arası ilişki – dijital platformlarda sert dilin yaygınlaşması, gençlerin iletişim tarzını ve çatışma çözüm yöntemlerini etkiliyor. Siber zorbalık, okul içi çatışmaları tetikleyebiliyor ve bu nedenle dijital zararın okul güvenliği ve öğrenci ruh sağlığı üzerinde ciddi etkileri bulunuyor.
Gülaldı, Londra’daki Red–Blue School Wars gibi örnekleri de hatırlatarak, gençlerin ait olma ihtiyacının sağlıklı bir şekilde karşılanmasının önemine değindi. Sağlıklı sosyal ortamlar, kimlik arayışını güvenli ve kapsayıcı biçimde karşılar; aksi halde rekabet ve çatışmaya dönüşen aidiyet arayışları şiddete zemin hazırlayabilir.
Çözümün çok boyutlu olması gerektiği görüşünü paylaşan uzman, okullarda sosyal-duygusal becerileri güçlendiren programların artırılması, psikolojik destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve ailelerle iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Dijital ortamların daha bilinçli kullanılması ve öğrencilerin kendini gördüğü, değer bulduğu güvenli bir okul ortamının yaratılması, şiddetin önemli ölçüde azaltılmasına katkı sağlar.















Leave a Reply