Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının kökeninde aile dinamiklerinin rolünü ve hastaya yaklaşımın önemini vurguladı. Eleştirel ve mükemmeliyetçi ebeveyn yaklaşımları çocuklarda yeme bozukluklarının tetiklenmesine katkıda bulunabiliyor; bu nedenle aile içi iletişim ve tutumların tedavi sürecindeki etkisi giderek daha çok dikkat çekiyor.
Elbaşoğlu, özellikle başarı odaklı ve mükemmeliyetçi davranışların çocuklar üzerinde baskı oluşturduğunu ve bunun yeme bozukluklarının gelişimini kolaylaştırabildiğini belirtti. Aile içinde beden, kilo ve beslenme konularının sık sık eleştirel bir dille ele alınması, gençlerde yeme davranışlarının bozulmasına zemin hazırlayabilir. Beden hakkındaki olumsuz yargılar, beğenmeme ve eleştirme tutumları da risk faktörleri arasındadır.
Anoreksiya nervoza ve bulimia nervoza gibi bozukluklar arasında farklar olsa da her ikisi de kontrol, dürtüsellik ve duygusal düzenleme konularında belirgin farklılıklar gösterir. Anoreksiya, yemeği sıkı bir şekilde kısıtlamayı ve kendi bedenini aşırı kontrol etmeyi ön planda tutarken; bulimia, yeme atağı sonrasında telafi davranışlarına ve utanca yönelir. Bu durumlar bazen bir arada görülebilir veya zaman içinde dönüşebilir.
Tecrübeli bir psikolog olarak kişinin yeme davranışını kendi kimliğinin bir parçası hâline getirme eğilimi üzerine duran Elbaşoğlu, bu yaklaşımın tedavide karşılaşılan dirençleri güçlendirebildiğini ifade etti. “Bedenini kontrol edebileceğini hissettiği sürece değerli olduğuna dair inanç” hastaların temel savunusu olabilir ve bu durum tedaviye uyumu düşürebilir.
Yeme bozukluğu olan bireylere yaklaşımda yargılayıcı dil yerine destekleyici ve anlayışlı bir iletişim öncelik kazanmalıdır. Aile içi çatışmalar da bu durumun önemli bir bileşeni olduğundan, tedavi sürecinde iletişim becerileri ve ailenin rolü etkin biçimde ele alınmalıdır.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı (BYZHA)














Leave a Reply