Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen seminer serisinde Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın temel doğasının sosyal bir canlı olduğuna vurgu yaptı. Seminer, sosyal etkileşimin beyin ve multisistemler üzerindeki etkilerini nörobilim ışığında ele aldı ve mutluluk ile sağlık arasındaki güçlü bağı ortaya koydu.
Eş zamanlılık ve senkronizasyon kavramları üzerinde duran Doğan, iki veya daha fazla kişinin aynı anda hareket etmesinin beyin üzerinde kuvvetli etkiler oluşturduğunu belirtti. Birlikte nefes almak, mimiklerin ve konuşma ritminin uyum göstermesi gibi durumlar, karşılıklı güven ve bağ kurulmasını kolaylaştırır. Bu bağın temel neurokimyası ise oksitosin olarak adlandırılan hormondur; insanlar arasındaki sevgi, bağlanma ve güven duygusunu pekiştirir.
Oksitosinin salgılanması, stres hormonları olan kortizolün baskılanmasına yardımcı olarak kaygıyı azaltır ve ilişkiler arasındaki çatışmaları yumuşatır. Özellikle eşler arasında, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde ve iş dünyasındaki etkileşimlerde bu mekanizmanın belirleyici rol oynadığı ifade edildi. Güçlü beden dili uyumunun iletişimi kolaylaştırdığı ve güven inşa ettiği vurgulandı.
Günlük yaşamda uygulanabilir basit adımlar olarak, birlikte yemek yapmak, ritmik hareketler ve dans etmek gibi aktivitelerin oksitosin salgısını artırdığı belirtildi. 20 saniyeden uzun sarılmaların rahatlatıcı etkileri olduğu ve bu tür temasın toplu ibadetler, iftar sofraları veya ortak etkinliklerle de desteklenebileceği ifade edildi. Bu şekilde insanlar ortak bir ritimde buluştuğunda psikolojik bağlar güçlenir.
Yalnızlık ve biyolojik tepkiler açısından yalnızlığın biyolojik düzeyde olumsuz etkileri olduğuna dikkat çekildi. Yalnızlık hissedenlerin kortizol salgısını artırdığı ve bu durum bağışıklık sistemi ile uyku düzenini bozabildiği vurgulandı. Evrimsel bakışla yalnızlığın, sosyalleşmeyi teşvik eden bir uyarı sinyali olduğu belirtildi.
İnsan ilişkileri sağlık ve mutluluğun ana itici gücü olarak Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması’nın bulguları hatırlatıldı. Uzun süreli takipte, yüksek memnuniyet ve düşük yalnızlık düzeyine sahip bireylerin daha sağlıklı ve daha uzun yaşadığı, bunun ise yalnızca ilişkilerin kalitesiyle ilgili olduğu belirtildi. Kötü ilişkiler ise yalnızlıktan daha zarar verici olabilir; bu nedenle hayatımıza giren insanları dikkatle seçmek ve ilişkileri sağlıklı tutmak önerildi.
Ayrılık ve sosyal bağlar arasındaki biyolojik ilişkiye değinildi. Sevilen kişilerden ayrılmanın, beynin kimyasal dengelerini değiştirdiği ve acının zamanla iyileştiği ifade edildi. Besleyici ilişkilerin oksitosin üretimini desteklediği; eleştirel ve öfke dolu ilişkilerin ise kortizolü artırarak stres seviyesini yükselttiği aktarıldı.
Gündelik öneriler arasında, çevreyle olan iletişimin güçlendirilmesi ve sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi yer alıyor. Oksitosin salgısını artıran doğal yolların tercih edilmesi gerektiği konusunda vurgu yapıldı. Günlük yaşamda en az üç kez sarılmak, göz teması kurmak, telefonları bir kenara bırakıp birlikte vakit geçirmek ve küçük iyiliklerle karşılıklı destek sağlamak gibi pratikler önerildi.
Seminerin sonunda katılımcıların soruları yanıtlandı ve insanın temel ihtiyaçlarından olan sosyal bağlar, sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez olarak ifade edildi. Birbirimize ihtiyaç duymak, bu bir lüks değil, temel bir gereksinimdir mesajı altı çizildi.













Leave a Reply