Anoreksiya Nervozanın Nöropsikiyatrik Boyutları: Beyin, Genetik ve Tedavi Yaklaşımları
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, anoreksiya nervoza konusunu geniş bir çerçeveden ele alıyor. Bu durumun sadece basit bir kilo kaybı kaygısı olmadığını vurguluyor: beyin beden imgeyi algılarken bozulan bir nöropsikiyatrik hastalıktır ve bu süreçte ölüm oranı kayda değerdir. 29 kiloya düşmüş bir kişinin beyninin oynadığı oyun nedeniyle kendini 150 kilo gibi algılaması, terapinin ısrarcı ve çok yönlü uygulanmasını gerektirir.
Tarhan, anoreksiyanın toplumsal olarak yanlış anlaşıldığını, bunun nöropsikolojik bir sorun olduğu ve beynin beden imajı ağlarının bozulmasıyla ortaya çıktığını ifade ediyor. Güncel beyin araştırmaları, nöral ağlarda bozulmayı işaret ederken SW-LORETA gibi tekniklerle işlevsel alanlar yeme bozukluğu veri tabanlarıyla karşılaştırılabiliyor. Bu karşılaştırma, tedavin uygulanabilirliğini ve hasta kabulünü güçlendirebilmek için beyin görüntülerinin kişinin kendisine gösterilmesini de içeriyor.
Hastalığın başlangıç noktasında basit bir yeme bozukluğu gibi görünen süreç, zamanla nöroplastisiteyi etkileyerek beden imajı üzerinde otoban gibi uzanan patikaların oluşmasına yol açıyor. Bu durum, ikna ya da basit yönlendirmelerle çözülemiyor; uzun süreli yatışlar ve kapsamlı tedavi protokolleri gerektiriyor. BKİ 18’in altında tanı konulabilir, fakat birey hala kendisini sağlıklı görmeye devam edebilir ve beden görüntüsünü değiştirmek için dışarıdan görünen işaretleri reddedebilir.
Madde bağımlılarıyla anoreksiya hastalarının beyin yapılarında benzer genetik dinamikler bulunabilir. Tarhan, beyinlerinde serotonin ve dopamin gen polimorfizmlerinin görüldüğünü belirtiyor. Özellikle stresli durumlarda dopamin ihtiyacının artması, haz arayışını tetikler ve kültürel olarak beden üzerinden haz arayışı güçlenebilir. Bu durum, bazı bireylerde madde kullanımıyla benzer mekanizmaları tetikleyebilir. Genetik yatkınlıklar, tedaviyi kişiselleştirmeyi gerektiren önemli unsurlardır; ancak yatkınlık olmadan da anoreksiya gelişebilir.
Anoreksiyanın yüksek ölüm oranı nedeniyle tedavi yaklaşımı hayati önem taşır. Hastalara nazogastrik sonda veya gerektiğinde parenteral beslenme uygulanır ve bu süreç başlangıçta tıbbi bir zorunluluk olarak görülür. Hastaların çoğu kilolu olmamayı tercih eder ve bozulmuş beynin algısal hatası nedeniyle tedaviye direnç gösterebilirler. Bu noktada nöromodülasyon ve kişiye özel tedavi planları hayati rol oynar; bazı vakalarda iyileşen vakalar da mevcuttur.
Günümüzde tedavi yaklaşımları değişti. Beden nötralitesi kavramı üzerinden, kişinin bedeninin bir araç olduğu ve kimliksel değerin bunun ötesinde bulunduğu düşüncesi üzerinde durulur. Hastanede uygulanan VR (sanal gerçeklik) temelli beden imgajı terapisi, kişinin kendi bedeniyle olan ilişkisinin yeniden yapılandırılmasına yardımcı olabilir. Böylelikle birey, beden imajını işlemede duyarsızlaşma yaşayabilir ve beyin bu korkuya karşı yeni bir algı geliştirebilir.
Aile dinamiklerinin rolü ise tedavin en kritik unsurlarından biridir. Ailenin aşırı yumuşaklığı veya beden görünümünün kutsanması gibi tutumlar, çocuğun değerini yalnızca dış görünüşle ilişkilendirmesine yol açabilir. Bu nedenle aile içinde sağlıklı sınırlar ve gerçekçi değerler kazandırılmalıdır; bazen bu süreçte zorunlu tedavi ve mahkeme kararı devreye girebilir.
İllegal zayıflama iğnelerinin riskleri gündemde olan konular arasındadır. Bu tür maddeler beynin açlık-tokluk merkezine zarar verebilir, erken yaşlarda demans ve Alzheimer riskini artırabilir. Özellikle sosyal medya vitrinleri üzerinden sunulan beden imgalarına kapılan bireyler, beden algısını bozabilirler. Kişi duygularını yönetmeyi öğrenince bu sahte görüntülerle başa çıkabilir ve ‘hayır’ deme kapasitesi kazanabilir.