Çocuk-Ergen Ruh Sağlığı ve 15 Yaş Altı İçin Dijital Yaşamı Yönlendirme: Aile, Okul ve Psikososyal Desteklerin Önemi
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü ile Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, 15 yaş altı çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin endişeleri, beyin gelişimi, ruh sağlığı riskleri ve aile-okul rehberliğinin gerekliliği üzerinden yeniden ele aldı. Bu yaş grubunun sosyal medyayı filtreleyebilecek bir kapasiteye sahip olmadığı belirtilirken, prefrontal korteksin gelişiminin henüz tamamlanmaması nedeniyle dürtü kontrolü, risk değerlendirme ve sonuçları öngörme becerilerinin kısıtlı olduğu vurgulandı.
Ülkü, bilimsel bulgular ışığında erken yaşta yoğun sosyal medya kullanımının depresif belirtiler, dikkat sorunları, davranış problemleri, siber zorbalık ve beden-imajı ile benlik saygısı üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini belirtti. Ayrıca uyku bozuklukları, akademik düşüş ve sosyal geri çekilme gibi durumların klinik başvurularda sıkça görüldüğünü ifade etti. Yaş temelli kısıtlamalar koruyucu olabilir; ancak tek başlarına yeterli değildir diye ekledi.
Yaş sınırlamalarının ruh sağlığını korumada önemli bir adım olduğuna değinen Ülkü, yakın dönemde çocukların dijital güvenlik riskleri ve suç örgütleri ile karşılaşma ihtimallerinin arttığını belirtti. Ancak bu tedbirlerin kesinlikle tek başına yeterli olmadığını, merak duygusunu tetikleyebilecek katı ve ilkesiz yasakların kaçınılması gerektiğini hatırlattı. Sürekli ekran karşısında olan bir yetişkinin çocuklardan sınırlı kullanım beklemesinin gerçekçi olmadığını belirtti.
Ülkü, ailelere şu önerileri iletti: iletişimin en kritik unsur olduğuna işaret ederek, dijital dünyada güvenliğin ve riskin açıkça konuşulmasını, mahremiyet ve sınırların yaşa uygun olarak paylaşılmasını ve zorbalık durumlarında güvenli bir ilişki ağı kurulmasını öncelik haline getirmek gerektiğini dile getirdi. Aynı zamanda ebeveynlerin kendi dijital alışkanlıklarının güçlü bir model olduğunu vurguladı: Sürekli ekran başında olan bir yetişkinin çocuklardan daha fazla sınırlama beklemesi gerçekçi değildir.
“Sosyal medya yasağı, aile, okul ve psikososyal desteklerle birlikte anlamlı bir koruma sağlayabilir,” diyen Ülkü, çocukların çevrimdışı etkinliklerle de güçlendirilmesini önerdi. Oyun, spor ve sanat gibi faaliyetler, empati ve duygusal düzenlemenin gelişimini destekler; bunun için güvenli offline alanların mutlaka sunulması gerektiğini belirtti. Okullarda dijital okuryazarlığın yalnız teknik bir beceri olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Ülkü, güvenli internet kullanımı, siber zorbalıkla baş etme ve yardım isteme becerileri gibi alanları kapsayan bir ruh sağlığı yaklaşımasının erken yaşlardan itibaren öğretilmesi gerektiğini vurguladı. Bu yaklaşım, çocukları dijital dünyaya karşı donanımlı kılar; ama asıl amaç onları dünyadan izole etmek değildir. Sosyal medya yasağı, aile, okul ve psikososyal destekle birleştirildiğinde anlamlı bir koruma çerçevesi sunar.
Çocuk-Ergen Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım ise Türkiye’de 15 yaş altı çocuklara yönelik sosyal medya yasağı tartışmalarının çok katmanlı bir konu olduğunu ifade etti. Erken yaşta denetimsiz kullanımın kaygı ve akran karşılaştırmalarını artırdığını, benlik algısını zayıflattığını gösteren klinik gözlemlerin olduğunu belirtti. Tamamen yasaklanan alanlar gençlere daha çekici gelebilir ve bu durum gizli kullanım ve olumsuz deneyimlerin paylaşılmamasına yol açabilir. Ailelerin rolünü güvenli ilişkiler kurmaya odaklı rehberlik olarak tanımlayan Yıldırım, “Ne izliyorsun?” sorularından çok, “Bu içerik sana nasıl hissettirdi?” gibi duygusal farkındalığı artıran sorular sormaları gerektiğini belirtti. Dijital çağda ruh sağlığını korumanın temel unsurları olan bilinç, ilişki ve rehberliğin, çocukları dijital dünyaya hazırlama sürecinde kritik olduğuna vurgu yaptı. Okullarda dijital okuryazarlık ve siber zorbalık farkındalığının da bu süreci dengeleyen önemli destek alanları olduğunu ifade etti.
Sonuç olarak, yasağın tek başına yeterli olmadığını söyleyen Yıldırım, çocukları dijital dünyaya hazırlamanın, onları güvenli ve sorumlu kullanıcılar olarak yetiştirmekle mümkün olduğunu belirtti. Ailelerin güven ilişkisini güçlendirecek iletişim stratejileri benimsemesi, çocukların duygusal dünyasını anlamaya dönük yaklaşımı benimsemesi ve dijital çağda ruh sağlığını korumak için bilinç, ilişki ve rehberliği önceliklendirmesi gerektiğini vurguladı.
Dijital çağda ruh sağlığını korumanın anahtarları olarak bilinçli farkındalık, destekleyici ilişkiler ve uygun rehberlikten oluşan bir çerçeve önerildi. Bu yaklaşım, çocukları dijital dünyaya karşı tam anlamıyla korumak yerine, onları bu dünyanın riskleriyle başa çıkabilecek şekilde donatmayı amaçlar.