COP30 Analizi: Fosil Yakıt Lobilerinin Etkisi ve Türkiye’nin Dönüşüm İçin Karnesi

COP30 Analizi: Fosil Yakıt Lobilerinin Etkisi ve Türkiye’nin Dönüşüm İçin Karnesi

Belem’de düzenlenen COP30, artan iklim krizi tehditleriyle ülkelerin somut adımlar arasındaki farkın giderek derinleştiğini bir kez daha gösterdi. TEMA Vakfı, bu yılki zirvede fosil yakıtlarından çıkış, emisyon düşürümü ve adil iklim finansmanı gibi konularda net ve bağlayıcı kararlar alınamadığını vurguladı.

Deniz Ataç, COP süreçlerine ilişkin değerlendirmesinde, bilimsel verilerin iklim krizinin ağırlaştığını ortaya koyduğunu; ancak zirvenin, gerekliliğin yerine ertelenen uyarı işaretleriyle dolu bir tablo sunduğunu belirtti. Fosil yakıt lobilerinin zirvenin gündeminde belirleyici bir güç haline gelmesi, sürecin ilerlemek yerine tıkanması riskini artırdı.

Patlak veren Mutirão metninin, petrol ve gaz üreticisi ülkelerin baskısıyla fosil yakıtlara dair ifadelerin çıkarılmasıyla küresel mücadele için bağlayıcı bir yol haritası oluşturamadığını görüyoruz. 1,5°C hedefinin kâğıt üzerinde kaldığı bir süreçte, NDC’lerin mevcut durumu de kaygı verici boyutta; yeni taahhütler dünyayı 2035’e kadar yalnızca %12 oranında azaltım öngörüyor ki bu, bilimsel gereklilikten çok uzakta.

Türkiye’nin İkinci Ulusal Katkı Beyanı (NDC 3.0) üzerinden yapılan değerlendirme de benzer bir çelişki barındırıyor. Ataç, Türkiye’nin hedefinin 2035’e kadar emisyonları yaklaşık 1,1 milyar ton CO2e seviyesine düşürmeyi amaçladığını, fakat 2018–2023 dönemi arasındaki emisyon artışı bu hazırlığın gerisinde kaldığını kaydetti. Kamuoyunda “yüzde 41 azaltım” olarak sunulan hedeflerin gerçekte ise daha farklı bir tabloya işaret ettiğini vurguladı.

İklim finansmanı konusunda zirve, yetersizliğin altını çizdi. Küresel Güney’in uyum ihtiyacı için 2035’e kadar yılda yaklaşık 300 milyar dolar talep edilirken, COP30’da kabul edilen finansman düzeyi sadece 120 milyar dolar olarak kaldı ve hedefler 2030’dan 2035’e ertelendi. Emisyonları azaltmaya odaklanan politikaların yanı sıra, uyum için gereken kaynağın eksikliği, iklim krizinin adil ve etkili bir dönüşümü önünde ciddi bir engel olarak görünüyor.

Adil geçiş konusu zirvenin kendisinde yer almasına rağmen, uygulanabilir bir finansman ve karar metnlerinde somut bir karşılık bulamadı. Afrika ve Küresel Güney ülkelerinin, kritik minerallerin adil ve güvenli çıkarılmasına ilişkin talepleri reddedildi; Çin ve Rusya’nın itirazlarıyla bu bölüm metinden çıkarıldı. Yerli halklar ve sivil toplum örgütleri, fosil yakıtlardan çıkış, Amazon’un korunması ve hak temelli politikalar için güçlü çağrılar yaptı; ancak bu talepler karar metnlerinde bağlayıcı şekilde yer almadı.

Türkiye açısından COP30’un en önemli sonucu, COP31 için ev sahibi ülke olarak Türkiye’nin belirlenmesi oldu. Antalya’da 2026’da gerçekleştirecek zirve, bilimsel temellere dayalı, adil ve kömürden çıkışı hedefleyen gerçek bir iklim politikası açıklama konusunda önemli bir fırsat olarak görülüyor. Ataç, ev sahipliğinin dönüşüm sürecini hızlandıracak somut adımların atılması gerektiğini belirtti ve şöyle devam etti: “Gelecek için gecikmeden hareket etmek zorundayız. COP31’in Antalya’da halkların, toplulukların ve sivil toplumun bir araya geldiği anlamlı bir zirve olması için çalışıyoruz.”

Bu süreçte, uluslararası müzakere sürecinin yalnızca gönüllü taahhütler veya belirsiz yol haritaları üzerinden ilerlemesi, gezegen ve gelecek adına istenen dönüşümü engelliyor. COP30 döneminde yaşanan gecikmeler, karar vericilerin daha kararlı bir irade sergilemesini zorunlu kılıyor.

Tepki Ver
Haber Merkezi Yönetici Tüm Yazılar

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

20255 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir