Diyabetik Retinopati ve Görme Sağlığı: Erken Tanı ve Tedavinin Önemi

Diyabetik Retinopati ve Görme Sağlığı: Erken Tanı ve Tedavinin Önemi

Diyabet, gözün iç yüzeyini kaplayan retina üzerinde ciddi hasara yol açabilir. Tedavi edilmediğinde veya takip düzenli yapılmadığında, geri dönüşü olmayan görme kaybı ve körlük riski artar. Prof. Dr. Berna Özkan, diyabetik retinopatinin en sık görülen ve tedavi edilmediği takdirde körlüğe neden olabilen önemli bir komplikasyon olduğuna dikkat çekiyor ve retina tabakasının yüksek kan şekeri nedeniyle zarar gördüğünü, tedavi geciktirildiğinde görme yetisinin kalıcı biçimde zedelendiğini belirtiyor. Rutin göz kontrollerinin diyabet tanısı sonrası şart olduğu ve hiçbir belirti olmasa bile kontrolün ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor.

Gözün sinir tabakası olan retina hasar gördüğünde, diyabetik retinopati süreci başlar. Hastaların yaklaşık 30–35’inde bu durum gelişebilir ve hastalığın süresiyle yakından ilişkilidir. Genelde diyabetin başlangıcından yaklaşık beş yıl sonra, ilk patolojik değişiklikler ortaya çıkmaya başlar; süre ilerledikçe risk artar. Diyabet süresi 15 yılı aştığında, kadınlarda ve erkeklerde hastalık görülme oranı önemli ölçüde yükselir. Yeterince iyi kontrol edilmeyen kan şekeri düzeyleri ve uzun süreli hiperglisemi, retinal hasarın şiddetini artırır.

Kalıcı görme kaybı potansiyeli, diyabet temel olarak damar sistemiyle ilgili bir hastalık olduğundan uzun süre yüksek glukoz düzeylerinin damar duvarında bozulmalara yol açmasıyla başlar. Bu bozulma sonucunda retina ödemi ve kanamalar ortaya çıkar; görme keskinliği azalma eğilimi gösterir. İlerleyen dönemde damar duvarları zayıflar ve tıkanmalar meydana gelir; bu, retinanın yeterli oksijen alamayıp iskemiye yol açmasına neden olur. Böyle bir evrede görülen görme kaybı çoğunlukla geri döndürülemez olarak kabul edilir.

İlerleyen aşamalarda retina Dekolmanı riski de gündeme gelebilir. Bu durumda görme seviyesi yalnızca ışığı ayırt edebilecek düzeye düşebilir. Diyabet, retina dışında da gözün diğer yapılarını etkileyebilir; katarakt, glokom, kornea sorunları ve enfeksiyonlar buna dahildir. Özellikle enfeksiyonlara karşı artan duyarlılık, klinik açıdan önemli bir risk oluşturmaktadır. Ayrıca diyabetik bireylerde kranial sinirlerde meydana gelen mikroiskemi, göz kaslarında felçlere ve diplopiye yol açabilir.

Yılda bir kez göz muayenesi hayati öneme sahip. Diyabetik retinopatinin erken dönemde tespit edilmesi, görme kaybını önlemek açısından kritik. Diyabet tanısı konulduğunda, semptom olmasa bile düzenli göz muayenesinin yaptırılması önerilir. Erken dönemde ortaya çıkan retinopati bulguları saptandığında muayene aralıkları genellikle altı aya indirilir; ileri evrelerde ise durumun şiddetine göre muayene sıklığı artırılır. Görme keskinliğinde azalma, zamanında müdahale ile önlenebilir ya da kontrol altına alınabilir.

Tedaviyle görme kaybı riski azaltılabiliyor. Güncel tedavi seçenekleri sayesinde pek çok hastada görme kaybı engellenebiliyor. Retina ödemi varsa, göz içi enjeksiyonlar ödemi azaltabilir ve görme keskinliğini yükseltebilir. Hastalık daha da ilerlerse, iskemi alanlarına lazer fotokoagülasyon uygulanır. İleri evrelerde retina kanaması, traksiyonel dekolmanlar veya enfeksiyonlar görülebilir; bu durumlarda vitreoretinal cerrahiyle müdahale etmek gerekebilir. Böyle durumlarda retina yeniden yatıştırılabilir ve gözün bütünlüğü korunabilir.

Tepki Ver
Haber Merkezi Yönetici Tüm Yazılar

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

20255 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir