Rekaberlik Yoluyla Türkiye–AB İlişkilerinin Yeni Ufku: Stratejik Bir Arayış
Belirsizliğin hakim olduğu küresel ve bölgesel ortamda Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki bağlar farklı bir biçimde ele alınmayı gerektiriyor. Kalkınma Odaklı Stratejik Araştırmalar Merkezi (KOSAM) tarafından hazırlanan rapor, geleneksel tam üyelik veya kopuş ikilemini aşan bir etkileşim modeli öneriyor ve taraflar için sürdürülebilir bir yol haritası sunuyor. Raporda, Rekaberlik kavramı, tarafların bazı alanlarda rekabet ederken bazı alanlarda da karşılıklı bağımlılığın gerektirdiği ortak hareket etmesini ifade eden akılcı bir orta yol olarak konumlandırılıyor.
Raporu değerlendiren Serkan Seçkinli, mevcut dönemde doğrusal bir gelişimin ötesinde çok katmanlı dinamikler üzerinde çalışılması gerektiğini vurguluyor. Belirsizlik çağında sabit stratejilerin yerini proaktif ve esnek modellerin alması gerektiğini belirten Seçkinli, Rekaberlik’in iki taraf için de uygulanabilir bir denge sunduğunu ifade ediyor: taraflar belirli alanlarda ortak çıkarlar peşinde ilerlerken, diğer alanlarda da yapıcı rekabet sürdürülebilirliğin anahtarı olabilir.
Dört senaryo arasında öne çıkan seçenek: Rekaberlik Rapor, Türkiye-AB etkileşimini dört temel senaryo üzerinden analiz ediyor: Yapısal Çatışma, Soğuk Barış, Stratejik Ortaklık ve Rekaberlik. En gerçekçi ve orta vadede sürdürülebilir görünen seçenek olarak Rekaberlik vurgulanıyor çünkü bu yaklaşım, tarafların farklı alanlarda iş birliği ile rekabeti dengeleyebilme imkânını sunuyor. Bu durum, Türkiye için reform süreçlerini hızlandırabilir ve küresel rekabet gücünü güçlendirebilir; AB için ise genişleme baskısını hafifletirken teknik uyum odaklı bir ilişki kurmayı mümkün kılıyor.
Gümrük Birliği 2.0 olarak öne çıkan bölümde, mevcut yapının dijitalleşme ve yeşil dönüşüm karşısında yetersiz kaldığına işaret ediliyor. Hizmetler, kamu alımları, tarım ve dijital ekonomi başlıkları giderilmesi gereken başlıklar olarak belirleniyor. Türkiye’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı ile Dijital Pusula çerçevesine uyumunu artırması gerektiği belirtiliyor; bu, sanayinin rekabetçiliği için bir tercih değil, zorunluluk olarak kayda geçiriliyor. Bu ikiz dönüşüm, Türkiye-AB ilişkilerine enerji ve teknoloji odaklı yeni bir dinamizm kazandırabilir.
Enerji güvenliği ve lojistik iş birliği kapsamında, Rusya–Ukrayna çatışmasının ardından enerji sahnesinde Türkiye’nin transit rolü kilit önem taşıyor. Seçkinli, ulusal konumun enerji arz güvenliği açısından vazgeçilmez olduğunu ve yüksek düzeyli enerji diyaloglarının tekrar canlandırılmasının iki taraf için de stratejik çıkarlar doğrultusunda faydalı olacağını belirtiyor.
Güvenlik ve savunma alanında yeni bir dengeden söz ediliyor: NATO’nun ortak güvenlik mimarisindeki Türkiye’nin konumu ve savunma sanayisinin gelişimi, AB güvenlik çerçevesine entegre bir yol izlemeyi mümkün kılıyor. Rekaberlik yaklaşımı, Türkiye’nin hem NATO müttefikliği hem de çok yönlü dış politika hedefleri arasında dengeli bir konum elde etmesini kolaylaştırabilir.
KOSAM’ın yol haritası: Beş somut adım Rekaberlik temelinde ilerlemek için politika önerileri şu şekilde özetleniyor: Siyasallaşmanın azaltılması ile teknik kriterlerin siyasi veto araçlarından bağımsız biçimde işlenmesi; Diyalog mekanizmalarının canlandırılması için ekonomi, enerji, ulaşım ve göç alanlarında Yüksek Düzeyli Diyalog toplantılarının kesintisiz sürdürülmesi; Vize serbestisi ve güncellenmiş Gümrük Birliği için pratik kolaylıklar; Güvenlik ve savunma entegrasyonu kapsamında Türkiye’nin AB savunma fonlarına gözlemci katılımı; ve İkiz dönüşüm iş birliği ile Yeşil Mutabakat ve Dijital Tek Pazar odaklı ortak bir diyalog platformunun kurulması.
Gelecek, karşılıklı çıkar ve saygı temelinde inşa edilmeli mesajı ile raporun ana vurgu noktası şu şekilde özetlenebilir: Türkiye-AB ilişkileri ne tam üyelik yolunda bir mucizeye dayanmalı ne de kopuşa giden bir felakete gebe kalmalı; her iki taraf da egemenlik ve milli çıkarlarını koruyarak eşit ortaklık temelinde ilerleyebilir. Rekaberlik, bu dengeyi kurmada en akılcı ve uygulanabilir yol olarak değerlendiriliyor. Taraflar birbirini düşman olarak görmek yerine, yapıcı rakipler ve stratejik ortaklar olarak gördükleri sürece belirsizlik çağından güçlenerek çıkabilecekleri ifade ediliyor.