Sağlıklı Kentler İçin Sağlıklı Topraklar: Şehirleşmenin Bedeli ve Toprağın Korunması

Sağlıklı Kentler İçin Sağlıklı Topraklar: Şehirleşmenin Bedeli ve Toprağın Korunması

Toprağın yaşam destekleyici rolünü hatırlatan çalışmalar, kentleşmenin getirdiği betonlaşmanın tarımsal topraklar üzerindeki baskısını bir kez daha gündeme getiriyor. Bu yılki tema kapsamında, şehirlerde yaşayan insanların iklim krizi ve hızla artan nüfus nedeniyle toprağın sunduğu hizmetlere olan ihtiyacı vurgulanıyor: Sağlıklı topraklar, sürdürülebilir ve dayanıklı kentler için vazgeçilmez.

Deniz Ataç, doğal yaşam ile sağlıklı şehirler için toprağı korumanın gerekliliğini şu sözlerle özetledi: Kentsel alanlar büyürken verimli topraklar yok oluyor; iklim değişikliği ve daha büyük gıda talebi karşısında kentlerin dayanıklılığı, toprak ve yeşil alanlarda saklı olduğundan, bu alanlara yatırım kaçınılmazdır.

Son 35 yılda dünya genelinde ve Türkiye’de kentleşme hız kazandı; ölçümler, yeni kent yapılarının sayısını hızla artırdı. Gezegende günlük yaklaşık 33 bin 170 hektarlık, Türkiye’de ise 667 futbol sahası büyüklüğünde toprak, betona dönüştürüldü. Bu süreç, çoğu zaman tarım alanlarının verimini düşüren baskılara yol açtı. Kişi başına düşen tarım alanı son üç dekaddır azalmaya devam ediyor ve nüfus artışı, mevcut alanların ileride nasıl bir yükle karşılaşacağını düşündürüyor.

Tarım topraklarının ve gıda güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyen Ataç, plansız kentleşme ve yoğun yapılaşmanın sel, taşkın ve sıcaklık gibi afetleri daha da şiddetlendirdiğine dikkat çekti. Dünya nüfusunun %58’i, Türkiye’de ise yaklaşık %80’i kentlerde yaşıyor; bu durum, kentlerin gıdasını çoğunlukla uzak bölgelerden sağlayabildiği gerçeğini de ortaya koyuyor. Öte yandan, toprak kaybının yanısıra erozyon ve tarım kimyasallarının artması, üretkenliğin yaklaşık %30 oranında düşmesine yol açıyor. Her yıl dünyada 75 milyar ton, Türkiye’de ise 642 milyon ton verimli üst toprak kaybı yaşanıyor.

Bundan sonraki süreçte daha da kritik olan, 2050’ye doğru tarım topraklarının sağlığını ve verimliliğini kaybetme riski ile karşı karşıya kalınmasıdır. Buna karşılık gıda talebinin de %50 artması bekleniyor. Toprağı korumak, gıda güvenliğini ve ekosistem hizmetlerini sürdürmenin anahtarıdır.

İstatistikler, kentsel yeşil alanların Türkiye’de halen yetersiz olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sıcaklık artışları toplum sağlığını tehdit ederken; ağaçlar ve yeşil alanlar, gölge sağlayıp havayı temizleyerek sıcaklığı birkaç derece düşürebiliyor. Bir ağaç gölgesinin etkisi ile açık alanlar arasındaki farkın yanı sıra, şehirlerde önerilen yeşil alan miktarları da belirlenmiştir. Ancak Türkiye’de yeşil alanlar, gerekli düzeyin çok altında bulunuyor ve kentsel alanlar için gerekli olan hedeflerin çok gerisinde kalıyor.

Toprağı merkeze alan planlama, sağlık, su ve gıda güvenliği için hayati öneme sahiptir. Deniz Ataç, toprakların korunmasının sadece çevresel faydalarla sınırlı olmadığını; su döngüsü, biyolojik çeşitlilik ve iklim direnci gibi çevresel konuların yanı sıra tarımsal üretim ve toplum sağlığı için de kritik bir yaklaşım olduğunun altını çizdi. Toprağı kaybetmek yaşamı kaybetmekle eşdeğerdir; karar vericilerin ve yerel yönetimlerin bugün aldığı adımlar, yarınki yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Bilim, doğa ve katılımcılığı öne çıkaran planlamalarla, bozulmuş toprakların onarılması ve korunması için somut girişimler acilen hayata geçirilmeli.

Tepki Ver
Haber Merkezi Yönetici Tüm Yazılar

Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

19371 Yazı

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar