Türkiye’de Obezite Oranı Kadınlarda Yüzde 44’e Yükseldi
Dünya genelinde kronik bir sağlık sorunu olarak kabul edilen ve vücutta aşırı yağ birikimiyle tanımlanan obezite, ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 yılı verileri, dünya çapında 1 milyardan fazla insanın bu durumla yaşadığını ortaya koyuyor. 1990 yılından bu yana yetişkinlerdeki obezite sıklığının iki kattan fazla artması, konunun ciddiyetini gözler önüne seriyor.
Türkiye’de de tablo endişe verici seviyelerde seyrediyor. TURDEP-II araştırmasına göre, Türkiye’deki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 35’i obeziteyle karşı karşıya. Bu oran kadınlarda yüzde 44, erkeklerde ise yüzde 27 seviyesinde. Ülkemizde her üç kişiden birinin bu hastalıkla mücadele ettiği belirtiliyor.
Obezite Sadece Görünümü Değil, Yaşamı Tehdit Ediyor
Obezite yalnızca dış görünüşü etkileyen bir durum değil; tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, uyku apnesi, kalp-damar hastalıkları, karaciğer yağlanması ve eklem sorunları gibi pek çok sağlık problemine kapı aralıyor. Ayrıca 13 farklı kanser türü için de risk faktörü oluşturuyor.
Artan vakalarla birlikte obezite cerrahisine olan ilgi de yükseliyor. Ancak Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Sümer, cerrahinin bir estetik müdahale olmadığını belirterek şu ifadeleri kullanıyor: “Tedavinin amacı yalnızca tartıdaki rakamı düşürmek değil; obeziteye eşlik eden hastalıkları kontrol altına almak, kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini iyileştiktirmektir. Ameliyat tedavinin sonu değil, sağlıklı beslenme, hareket ve düzenli takiple sürdürülmesi gereken yeni bir dönemin başlangıcıdır.”
Kime, Hangi Yöntem Uygulanmalı?
“Metabolik ve bariatrik cerrahi” olarak adlandırılan yöntemlerde karar verilirken hastanın durumu bir bütün olarak değerlendiriliyor. Vücut kitle indeksi (VKİ) 40 kg/m² üzerindeki kişilerde veya VKİ 35-39,9 kg/m² arasında olup obeziteye bağlı sağlık sorunları yaşayan hastalarda cerrahi seçenekler gündeme gelebiliyor. Prof. Dr. Sümer, “Obezite cerrahisi fazla kilosu olan herkese uygulanabilecek standart bir yöntem değildir” diyerek, kişiye özel planlamanın önemini vurguluyor.
Cerrahi Müdahalenin Kanser Riskine Etkisi
Araştırmalar, obezite cerrahisinin sadece kilo vermeyi sağlamadığını, aynı zamanda kanser riskini de azalttığını gösteriyor. SPLENDID çalışması, bariatrik cerrahi geçiren hastalarda 10 yıl içinde obeziteyle ilişkili kanser gelişme oranının yüzde 2,9’a düştüğünü; ameliyat olmayanlarda ise bu oranın yüzde 4,9 olduğunu kanıtlıyor. Prof. Dr. Sümer, cerrahinin kadınlarda meme, yumurtalık ve rahim içi kanser risklerinde ciddi düşüş sağladığını belirtiyor.
Başarının Sırrı: Multidisipliner Takip
Dünyada en sık kullanılan yöntemler arasında “tüp mide” (sleeve gastrektomi) ve gastrik bypass yer alıyor. Ancak yöntemi belirlemek için hastanın yaşı, diyabet geçmişi, reflü durumu ve yeme alışkanlıkları gibi birçok faktör inceleniyor. Ameliyat sonrası sürecin yönetimi ise başarının anahtarı. Prof. Dr. Sümer, ameliyattan yıllar sonra dahi olsa kilo geri alımı yaşanabileceğine dikkat çekerek, “Obezite cerrahisi tek başına bir mucize değil, hastayla sağlık ekibinin uzun yıllar birlikte yürüttüğü kapsamlı bir tedavidir” uyarısında bulunuyor.
Zayıflama İğneleri Cerrahinin Yerini Alabilir mi?
Son dönemde popülerlik kazanan zayıflama ilaçlarına da değinen Prof. Dr. Aziz Sümer, bu ilaçların cerrahinin tamamen yerini almayacağını ifade ediyor. İlaçların, ameliyat öncesi hazırlıkta veya yetersiz kilo kaybı durumlarında destekleyici olarak kullanılabileceğini belirten Sümer, ideal tedavinin ilaç, diyet ve cerrahinin doğru kombinasyonu ile mümkün olduğunu vurguluyor.