8 Mart’ın, kadınların hayatın her alanındaki varlığını hatırlatması ve mücadelelerini görünür kılması açısından önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Karakan, kadının taşıdığı psikososyal yüklerin hastalık süreçlerine olan etkisini şu sözlerle özetledi: Kadınlar, bedenlerini ve ruhlarını etkileyen genetik hastalıklarla karşı karşıya kalırken, bu yükün yalnızca biyolojik değil aynı zamanda toplumsal boyutları bulunduğunu deneyimlemektedir.
Her 10 diyaliz hastasından biri otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı nedeniyle böbrek yetmezliği riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Hastalığın ilerleyici kistik gelişimi, zamanla böbrek fonksiyonlarını zayıflatır ve yaşamı tehdit eden durumlara yol açabilir. Günümüzde tedavinin olanaklı olduğu bu hastalıkta, uygun evrede tanı konulduğunda ilaçla hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün olsa da hâlâ bilgi eksikliği nedeniyle diyaliz tedavisi gerektiren vakalar bulunmaktadır.
Hastalığın otozomal dominant mirası gereği, taşıyıcı ebeveynlerin çocuklarına bu hastalığı aktarma olasılığı %50’dir. Bu durum çoğu zaman anneler üzerinde derin psikolojik yükler doğurmaktadır. Kadınlar, kendi sağlık süreçlerini yönetmeye çalışırken çocuklarına hastalığı aktarma ihtimaliyle yüzleşirler. Yaptığımız çalışmalar, hastaların yaklaşık %62’sinin bu nedenle yoğun suçluluk duygusu yaşadığını gösteriyor; bazı durumlarda bu duygu, annelik kararlarının yeniden gözden geçirilmesine dahi yol açabiliyor.
Genetik Hastalıklarda Toplumsal Baskı Özellikle Kadınlara Yöneliyor
Genetik hastalıklar her iki ebeveynden de aktarıla bilinse de, toplumsal baskının çoğunlukla kadın üzerinde ağırlaştığını ifade eden Karakan, kadınların evlilik ve annelik kararları üzerinden sorgulandığını belirtiyor. Genetik bir çocuk bakımı üstlenen kadınlar iş yaşamından çekilmek zorunda kalabiliyor, sosyal yaşamında yalnızlaşabilir ve tükenmişlik hissedebilirler. Bu durum depresyon ve kaygı risklerini artırıyor: Kadınlar çoğu zaman hem kendi sağlık sorunlarıyla hem de ailelerinin kaygılarıyla aynı anda mücadele ediyorlar.
Çözüm: Multidisipliner Destek ve Toplumsal Farkındalık
- Genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması
- Gebelik öncesi ve sonrası multidisipliner destek sağlanması
- Psikososyal destek mekanizmalarının standart hale getirilmesi
- Eşler ve aile bireylerinin süreçlere aktif katılımının teşvik edilmesi
- Toplumsal farkındalık kampanyaları ile doğru bilginin yaygınlaştırılması
Karakan, otozomal dominant polikistik böbrek hastalığının sadece böbreklerle sınırlı bir sorun olmadığını vurgulayarak, kadının bedenini, ruhunu, annelik kimliğini ve sosyal yaşamını kapsayan çok boyutlu bir yük olarak gördüğünü belirtiyor. Genetik hastalıklar biyolojik bir gerçek olsa da, kadına yüklenen toplumsal ve psikolojik baskı değiştirilebilir bir tutumla hafifletilebilir. Kadını suçlayan değil destekleyen, yalnız bırakmayan ve bilgiyi eksiksiz sunan bir yaklaşım benimsendiğinde, toplumsal sorumluluk hepimizin olmalı. Bu güçlendirme yalnızca 8 Mart’a özgü değil, yılın her günü sürdürülmesi gereken ortak bir görevdir.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı (BYZHA)















Leave a Reply